Image for post
Image for post

Merak ediyorum.
Bunlar kimin işi, kimin sorumluluğu?
Metinleri kim yazıyor, kararları kim alıyor, etkinlikler nasıl organize ediliyor?
Her şey o kadar birbirine girdi ki, acaba bu işleri yöneten ekip mi değişti?
Değiştiyse yeni ekip eski ekibin size neler söylettiğini biliyor da özellikle mi tam tersini söyletiyor, yoksa sizin zamanında neler konuştuğunuzu bilmiyor mu, öğrenmeye çalışmıyor mu?
Siz yanlış yanlış üstüne yaparken itibardan “tasarruf” ettiğiniz masaya yatırılmıyor mu?


Image for post
Image for post

Nefret dilinin tek dil olmaya evrildiği şu günlerde, o dili bilmeyen insanlar kendilerini muhafaza etmek için suskunluğa sığınıyor. Belki de suskunluğunun altında, konuşursa kendini o dile kaptırma korkusu yatıyor.

Öyle acı ki konuşulanlar, öyle kötülük dolu, öyle yırtıcı, öyle tırmalayıcı, öyle vahşi, öyle nefret dolu ki kullanılan dil, bu dile sahip olmak için nerelerde neler yaşandı, nerelerde neler öğretildi diye sormadan edemiyor insan.


Image for post
Image for post

Aşka mı aşıksın, aşığa mı aşıksın, aşık olmaya mı yoksa aşık olunmaya mı aşıksın?
Seni cezbeden ayrıyken yaşanan yürek çırpıntısı, mide spazmı, heyecan, melankoli, kıskançlık, özlem mi, yoksa birlikte yaşanan anlardan aldığın haz mı?
Aşkını kendi kendine yaşamayı mı tercih ediyorsun, yoksa aşığınla bir olup, birlikte yaşamayı mı?


Image for post
Image for post

Nasıl da romantik bir anlatımdır o;
Sigaramın dumanına sarsam, saklasam seni
İkisi de vazgeçilmezdir sanki. İkisi de birbirine karışmıştır. Ciğerlerine dolan dumanındadır sevgili. Verdiğin her nefesindeki dumanların arasında belirir hayali.
Böyle midir gerçekten de?


Image for post
Image for post

Gezmeyi ve yeni yerler keşfetmeyi o kadar sevip de şimdiye dek henüz yurt dışına çıkmamış olmam size pek inandırıcı gelmeyebilir.
Ama öyle.
Neden derseniz, size pek çok bahane sıralayabilirim.
Ancak bunun benim bile bilmediğim cevabı beni en iyi tanıyan en yakınımdaki kişilerden birinden, oğlumdan geldi:
“Anne sen isteseydin şimdiye kadar çıkardın” dedi bana geçtiğimiz günlerde.
Evet, doğruydu dediği.
Demek ki hiç istememiştim gitmeyi şimdiye kadar.
Ya da beklemiştim.
Ardımda bıraktığım her şey yerli yerinde durmalıydı ben giderken ve benim ilk yurt dışı seyahatim sihirli bir masal olmalıydı.


Image for post
Image for post

Boğaziçi Boğaziçi olalı böyle günler yaşadı mı bilmem.
Atanan rektörü reddeden öğretim üyeleri ile öğrenciler bir yanda, üniversitenin gelenekleri ve kuralları bir yanda, ülkenin en itibarlı üniversitelerinden birine girebilmiş gençlerin terörist muamelesi görmesi bir yanda, evlatları yerlerde sürüklenen ailelerin isyanı bir yanda, tepeden inme atanan ve istenmeyen rektör ile onu oraya atayan akıl ve o aklı ölümüne destekleyen akıllar öte yanda.


Image for post
Image for post

Şehirliler olarak evde yağ bitecek, peynir bitecek, ekmek bitecek, un makarna pirinç bitecek de market alışverişine gideceğiz diye ödümüz kopuyor.
Niye koptuğunu biliyorsunuz.
Çünkü her market ziyaretinde fiyatları bir ziyaret öncesine göre “güncellenmiş” görüyoruz da ondan.
Hem de ne güncellenmek.
Güncelleme, yani ZAM oranları %30, %40, %50 ile rekora koşuyor.


Image for post
Image for post

Bizi üşütse de, dondursa da şu karı pek bir seviyoruz nedense.
Şımarık bir çocuk gibi sanki.
Kendisiyle birlikte bizi de şımartıyor üstelik.
Hepimizde bir karda yürüme arzusu, bir kartopu oynama coşkusu, bir kayma çılgınlığı.


Image for post
Image for post

Son zamanlarda ekrana bakıp bakıp iç çekiyorum. Ne elim yazmaya gidiyor, ne de dilim konuşup anlatmaya.
Kime ne desem, ne söylesem fayda etmeyecek ümitsizliği içinde koyu bir suskunluğa gömülüyorum.


Image for post
Image for post

8 Ocak 2021 günü, Antalya’da ellerini kelepçeleyip kendisini çıplak halde saatlerce döven eşi Ramazan İpek’i av tüfeği ile vuran Melek İpek’in ifadesi kan dondurucuydu. 8 ve 6 yaşlarında 2 kız çocuğu annesi olan Melek, jandarmadaki ifadesinde, cinayete giden süreci ve işkence gecesi yaşadıklarını detaylarıyla anlattı. Her satırında kanımın donduğu ifadeyi okumamın ardından, yeni bir yazı yazmak yerine 28 Haziran 2011 ve 10 Mart 2016 tarihli yazılarımı okumanızı istedim.
Ne acıydı ki, tarihler değişse de olaylar hiç değişmiyordu.

Canan Ekinci Yılmaz (C.E.Y.)

okur -yazar - çizer

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store