Image for post
Image for post

Bugün size bildiğiniz bir masalı kısaca özetleyerek anlatmak istiyorum.
Masala “Bir Varmış Bir Yokmuş” diyerek başlamayacağım.
Bilakis, tam ortasından balıklama dalacağım.
Masalın kahramanı olan Kavalcı aslında sihirli kavalı olan fare avcısı bir adam. Almanya’nın Hamelin Köyü’nü farelerden kurtarmak için köy halkıyla pazarlık ediyor, sonunda anlaşıyorlar. Kavalcı sihirli kavalını üfleyerek köydeki tüm fareleri peşine takıyor. Köyün yakınındaki dereye gidiyor. Kavalcı dereyi yürüyerek geçerken ardından gelen tüm fareler derede boğuluyor.
Böylece köy farelerden temizleniyor.
Ama ne var ki, köyün muhtarı kavalcının parasını ödemiyor. O da kavalının peşine köyün 130 çocuğunu takıp gidiyor. Sonunda köy halkı ile kavalcı anlaşıyorlar da çocuklar dereye düşüp boğulmaktan kurtuluyor.
Bu öykünün doğru olan yanı;
Gerçekten Orta Çağ’da Avrupa’da kentler öyle çok fare baskınına uğruyorlarmış ki, insanlar da bunlarla başa çıkabilmek için özel fare avcıları tutuyorlarmış.
O yıllarda yaygın olan veba korkusu insanları delicesine sarınca, yöneticiler çocukları anne-babalarından ayırıp yeni yerleşim merkezlerine taşıyorlarmış. Avrupa’nın pek çok köy ve kasabasında, çocuklar bir gecede ailelerinden alınıp bilinmeyen yerlere gönderiliyorlarmış. Hatta bazı tarihçiler, bu çocukların pek çoğunun Haçlı Savaşları için toplandığını söylüyor.
****
Yazıyı okurken “Masal anlatıp durma bize” dediniz gibi geldi bana ama bir yandan da ülkemizde yaşananları bu masal ile örtüştürdünüz gibi de geldi.
Ülkenin her tarafını saran fareleri, adeta veba salgını gibi her yana sirayet eden hastalıklı düşünceleri, farelerden kurtulmak için ne yapacağını şaşıran memleket sakinlerini düşündünüz.
Siz düşünmediyseniz de sizin yerinize ben düşündüm…
Masaldaki kavalcı gibi sihirli kavalı olan bir kavalcımız var aslında bizim dedim.
Kavalını üflediği zaman peşine takılan farelerimiz de var dedim.
İşte o bir üflese kavalını, ülkede ne kadar fare varsa hepsi çıksa saklandıkları yerlerden, takılsalar kavalcının peşine, kavalcı önde, fareler arkada yürüseler mesela dedim.
Yürüseler yürüseler yürüseler.
Gelseler İstanbul’a.
Kavalcı geçmek istese Avrupa Yakası’na. Ya Allah Bismillah diye atsa adımını suya.
Ardından da fareler atlasalar bir bir.
Kavalcı önde, fare sürüsü arkada sürüklenseler Çanakkale Boğazı’ndan Cebelitarık’a. Oradan Atlas Okyanusu’na…
Farelerden arınan ülke ahalisi de şöyle bir derin nefes alsa.
“Oh, Ya Rabbi Şükür..!”
****
İtiraf edin, hayali bile hoşunuza gitti değil mi?
Ülke yangın yeriyken, her kafadan olmayacak sesler yükselirken, herkes birbirinin boğazına çökmüşken, savaş şehre inmiş ve herkesin doğrusu kendine doğru, yanlışı karşısındakine yanlış iken daha makul ve daha mantıklı bir çözüm bulamadım ben.
Yapılan ve yapılacak olan tüm seçimlerdeki oylama sistemi,
“Oy veriyoruz gitmiyor, oy veriyoruz gelmiyor” haline gelmişken seçimler de derman olmuyor derdimize.
Oluk oluk akan kanlarda kayıp gidiyor memleket elimizden.
Işıklar sönüyor ardı ardına.
Fareler saldırıyor masum çocuklara.
Veba sarıyor her yanımızı.
Kaçabilen kaçıyor, kaçamayan vebaya teslim oluyor.
Ta ki insanlık tümden yitene kadar devam edecek bu kıyım.
Sonunda memleketi istila eden fareler başlayacak birbirlerini yemeye.
Sonra da ülke kalacak yaban ellere.

İyisi mi, kavalcı üflesin artık şu meşhur kavalını.
Üflesin ve alsın gitsin başımızdan veba saçan tüm sıçanlarını…

11 Ekim 2015 / C.E.Y.

okur -yazar - çizer

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store